GHG | 10. BÖLÜM ~ ‘’Dört El Feneri’’

Müze görevlisi, Bai Liu’nun gitmek istediği sıcak su odasının biraz tenha olduğunu, birkaç armatürün bozuk olduğunu söyleyip dikkatli olmasını tembihledi. Ayrıca, orada rastgele yığılmış birçok deniz insanı balmumu heykeli bulunduğunu, heykellere çarpmamasını da hatırlattı. Görevli bunları söylerken yüzünde kötü niyetli bir ifade vardı.

Bai Liu, mermer sütunların arasında yürüyordu. Müze içindeki bu sütunlar iki-üç kişinin ancak kucaklayabileceği kadar kalındı ve yolun tam ortasında duruyordu. Yolun iki yanında ise aralıklarla birer deniz insanı balmumu heykeli yerleştirilmişti. Heykellerin biçimleri birbirinden farklıydı. Balık kuyrukları yere değiyor, yüzleri herhangi birifadeden yoksundu. Bai Liu o an, bu heykellerin neredeyse hepsinin pencerenin dışına doğru baktığını fark etti.

Sanki bu deniz kızı balmumu heykelleri buradan kaçıp gitmek istiyormuş gibiydi.

Sıcak su havuzu bu uzun koridorun sonundaydı. Kimin tarafından açıldığı bilinmeyen musluktan sıcak su şarıl şarıl akıyor, bütün koridor sıcak suyun yaydığı buharla kaplanıyordu.Su buharının sıcaklığı altında deniz kızı balmumu heykelleri sanki eriyormuş gibi birer birer balmumları aşağı doğru damlıyor, bedenleri çok hafif biçimde şekil değiştiriyordu.

Bai Liu koridorda yürürken, sanki denizin üstündeki sis tabakasının içinde yürüyor, etrafıysa suyun altında gezinen deniz kızlarıyla çevriliymiş gibi hissediyordu.

Yürüyeli ancak daha birkaç adım olmuştu ki, yolun iki yanındaki deniz kızı balmumu heykellerinin artık pencereden dışarı bakmadığını fark etti. Boyunları yavaşça dönüyor, ifadesiz yüzleri ona doğru çevriliyordu.Üstelik önündeki ve arkasındaki heykeller de, fark edilmesi zor bir hızla koridorun ortasındaki Bai Liu’ya doğru yaklaşmaya başlamıştı. Eriyen bölgeleri de giderek artıyordu.

Karanlık, ışık geçirmeyen yüksek tavanlı Avrupa tarzı yapıda yalnız bir turistin ayak sesleri parlak zeminde yankılanıyordu. Koridorun iki yanındaki denizkızı heykelleri sanki Bai Liu her göz kırptığında duruşlarını ve ifadelerini değiştiriyor, ona doğru biraz daha yaklaşıyorlardı. Eskiden boş ve ölü gibi olan yüzlerinde hafif bir tebessüm belirmişti. Balık kuyrukları da zeminde yağlı bir mum izi bırakarak sürünüyordu.

Heykeller öylesine solgundu, öylesine kusursuzdu ki… sanki bu yere hapsedilmiş, yalnızca yavaşça hareket edebilen bir grup hayaleti andırıyorlardı.

Bai Liu, zihninde bu denizkızı heykellerinin sayısını sessizce hesaplıyor; zaman zaman arkasına bakarak onu takip eden bu şeylerin hızını kontrol etmeye çalışıyordu.
Fakat burada heykel sayısı çok fazlaydı. Arka taraftakilere gözünü diker dikmez, tekrar önüne döndüğünde, tam karşısındaki o şefkat dolu gülümsemeyi takınmış denizkızı heykeli, artık sabırsızca ona doğru uzanmış, neredeyse boynunu kavrayacak hale gelmiş oluyordu.

Bai Liu bu varlıkların hareket hızını hesaplamıştı. Çoğunlukla tam zamanında adım atıyor ve başını çeviriyor, mermer sütunları da bilerek kullanarak bu yaratıkları dolaştırıyor, çember oluşturmalarını engelliyordu.

Bu şeyler tehditkâr görünseler de asıl sorun onların yok edilememesi ve sayılarının çok fazla olmasıydı. Bir kez Bai Liu’nun etrafını sararlarsa kaçması çok zor olurdu.

Denizkızı balmumu heykelleri Bai Liu’ya giderek daha fazla yaklaşırken, Bai Liu bu heykellerin başta neredeyse cansız bir nesne iken, yavaş yavaş canlı bir varlığa dönüşmeye başladıklarını fark etti. Önceleri hepsi Bai Liu’nun gözünde birbirine benzeyen, üretim bandından çıkmış gibi aynı tip Avrupa tarzı balmumu yüzlere sahipti. Fakat Bai Liu’ya yaklaştıkça, eriyen yüz hatları giderek… Bai Liu’nunkine benzemeye başlıyordu.

Denizkızı balmumu heykelleri, Bai Liu’ya tuhaf bir şekilde benzeyen yüzleriyle aşırı geniş bir gülümseme sergiliyor, pençelerini ona doğru uzatarak hareket ediyorlardı.

Bai Liu nihayet, müze görevlisinin bahsettiği sıcak su havuzuna ulaştı.
Sarımtırak, eskiyen lavabonun musluğu paslı lekelerle kaplıydı. O lekeler kan mıydı yoksa pas mıydı, muammaydı. Suyu ısıtan dikdörtgen demir kazan, musluğun hemen üstünde duruyor, kaynar suyun fokur fokur döndüğünü gösteren sesler çıkarıyordu.

Şarıl şarıl akan suyun sesleri arasında, Bai Liu sakin bir şekilde göğsündeki gazeteyi lavaboya bıraktı, ardından arkasını döndü.

Çeşitli şekillere sahip, yüzleri Bai Liu’ya yedi sekiz derece benzeyen bir grup denizkızı balmumu heykeli, onun arkasında sıra sıra dizilmişti; irili ufaklı birçok sıra halinde, sıkış tepiş bir şekilde etrafını sarmışlardı. Heykeller yüzünden geçilecek tek bir boşluk bile kalmamıştı. Başlarını eğmişlerdi. Müzenin loş ışığı, gözbebekleri olmayan boş göz çukurlarına karanlık bir gölge düşürüyordu. Ağızlarının kenarında, çenelerinin köşesine kadar yırtılmış gibi tuhaf ve ürpertici bir gülümseme vardı.Bu gülümseme bariz şekilde kötü niyet taşıyordu ve eriyip bükülmüş yüzlerinde insanın tüylerini diken diken eden bir tehdit hissi yaratıyordu.

Deniz insanı balmumu heykellerinin yoğun ve açgözlü bakışları, lavabonun önünde duran Bai Liu’ya dikilmişti. Bai Liu da bu varlıkların gözlerinin içine bakıyordu. Sanki onlarca kendi kopyası tarafından kuşatılmış gibiydi.

Bu varlıklar onu avlıyordu.

Bai Liu, az önce bu varlıkların fazla zeki olmadığını, av sezgilerinden yoksun olduklarını düşündüğünü hatırladı. Ama beklemediği bir şekilde, bu grup hiç kimseden öğrenmeden nasıl avlanıldığını çözmüş ve onu kuşatmayı başarmıştı.

Öğrenme  kabiliyetleri şaşırtıcıydı. Tıpkı insanlar gibiydi.

Bai Liu sakin bir şekilde bu heykellerin gözlerinin içine baktı. Arkasındaki sıcak su lavabodan taşmıştı, ama o arkasını dönmedi, dönemezdi de. Eğer arkasına bakarsa, bu heykeller anında üzerine atılacaklardı. Gözlerini dahi kırpmaması gerekiyordu.

Elini arkaya uzatarak musluğu kapattı.

Bai Liu gözlerini bir anlığına kırpmak zorunda kalınca, balmumu heykelleri anında bir adım daha yaklaştı, yüzleri daha da vahşileşmişti. Fakat Bai Liu sanki hiçbir şey görmemiş gibi onların yüzlerine bakıp düşünceli bir şekilde çenesini ovuşturdu ve kendi kendine mırıldandı.

“Kuluçkaya yatma… Bunun anlamı bu mu yani? Bana ne kadar yaklaşırlarsa, o kadar bana benziyorlar… O zaman son aşamada ortaya çıkacak şey büyük ihtimalle benimle aynı surette görünecek… Hmm, bu balmumu heykelleri yaklaştıkça üzerimdeki balık kokusu da biraz ağırlaştı. Demek ki kuluçka sürecinde ben de etkileniyorum… O zaman o kasaba halkı da mı… kuluçka aşamasında?”

Bai Liu sakinliğini koruyordu, ancak onu küçük ekranını izleyen oyuncular onun kadar soğukkanlı değildi ve alaycı yorumlar yapıp duruyorlardı.

“Şu durumda bile analiz yapıp havalı görünmeye çalışıyor. Elinde bir sürü işe yaramaz projektörle ne yapacak acaba? Deniz insanlarına film mi izletecek?”

Hah… Akıl sağlığı değeri 100 dediklerinde çok etkileyici biri sanmıştım. Meğer sadece boş boş konuşuyormuş.”

Deniz insanı heykelleri çoktan onu tamamen kuşattı, elindeki o eşyalarla oradan çıkabilirse şaşarım!’’

“Çok beceriksiz! İlk oyun oynadığımda ben bile ondan daha iyiydim. Puan harcayıp 3D projeksiyon cihazı almak mı? Tam bir israf!”

O sırada bir anda başka bir ekrandan bir çığlık duyuldu.

“Bakın! Meşale taşıyan o acemi oyuncu kuşatmayı yardı geçti! Hemen gelin!”

Bai Liu’nun yanında, iki ekran ötede, bir erkek oyuncu elinde alev alev yanan bir meşaleyle onu çevreleyen deniz insanı balmumu heykellerine saldırıyor, dişlerini sıkarak bağırıyordu:

“Defolun! Yanmak istemiyorsanız uzak durun!”

Deniz insanı balmumu heykelleri yavaşça geri çekildi, küçük ekranın önünde seyirciler bir anda coşkuyla bağırmaya başladı:

“Ben dememiş miydim bu oyuncu iyi diye! Doğru eşyayı seçmiş. Deniz insanı balmumu heykellerinin zayıf yönlerinden biri ışıktan korkmalarıdır. Alevli meşale en iyi eşya! Harika, bağışta bulundum bile!”

Beğendim, dövüş gücü paneli de fena değil. Oyunun ilerleyen safhalarında iyi gelişirse yeni yıldızlar listesine bile girebilir.”

“Ah, keşke o yan ekrandaki Bai bilmem neye puan vermeseydik. Puan israfıymış resmen! Asıl bu genç yetenekli potansiyel oyuncuymuş…

Bu sırada Bai Liu’nun küçük ekranındaki beğeni sayısı tek haneye düşmüştü. Sadece birkaç izleyici kalmıştı ve onlar da Bai Liu’ya destek olmak için değil, onun nasıl ölüp eleneceğini izlemek için kalmıştı.

Televizyondaki Bai Liu ise sakince cebinden o indirimli 3D projeksiyon cihazlarından üçünü çıkardı. Geriye kalan birkaç seyirci bile kendini tutamayıp alay etmeye başladı:

“Gerçekten çıkardı! Ne yapacak acaba? Sahiden film mi izletecek?

“Yine de şu meşale daha etkileyici, tek hamlede hepsini geri püskürttü!”

Deniz insanı balmumu heykelleri sessiz sedasız Bai Liu’ya doğru yaklaşmıştı. Balık kuyrukları neredeyse Bai Liu’nun ayak parmaklarına değiyordu. Heykeller karanlık, daracık bir alanda dikilmiş hâlde Bai Liu’yu tamamen kuşatmıştı. Eriyip akan onlarca mumdan kol, avlarını yakalamaya çalışır gibi dört bir yandan Bai Liu’ya doğru uzanıyordu..

Bai Liu ise hiç telaşlanmadan, elindeki üç 3D projeksiyon cihazlarını heykellerin soluna ve sağına, her yanına bir tane olacak şekilde fırlattı. Sonra gülümseyerek düğmeye bastı. Üç projeksiyon cihazından tıpkı canlıymış gibi görünen üç Bai Liu yansıması belirdi. Hepsi onunla aynı şekilde gülümsüyordu. Üç yansıma, ortadaki gerçek Bai Liu’yla birlikte dört yönde dizilip bekledi. Deniz insanı balmumu heykelleri birkaç saniye tereddüt ettikten sonra, bir anda oldukları yerde durakaldılar.

Bai Liu son derece sakin bir sesle: “Görünüşe göre siz gerçekten de gerçek insanla yansımayı ayırt edemiyorsunuz. Sadece ‘’görmek’’ sizin durmanızı sağlıyor demek.”

“Gerçekten de kolay kandırılıyorsunuz.” Bai Liu gülümseyerek elini kaldırdı. Elinde parlak bir el feneri vardı. Yavaşça iki kez salladı ve karşısındaki deniz insanı heykellerinin biraz geri çekilişini memnuniyetle izledi. “Deniz insanı heykelleri, eller havaya! Artık siz, Bai Liu’lar tarafından kuşatılmış durumdasınız.” 

Ekran karşısındaki izleyiciler yaklaşık üç saniye boyunca donakaldı. Sonunda biri şokundan sıyrılıp inanamaz bir sesle  ”Siktir!’’ diye bağırdı.

Si… Si… Siktir! Böyle de mi oynanıyormuş?! Deniz insanı heykellerinin gerçek kişiyle yansıma arasındaki farkı ayırt edemeyeceğini hemen nasıl anladı?!”

“Durum bir anda tersine döndü resmen! Yok artık! Ters kuşatma oldu! Ne kadar havalı!”

Şaştım kaldım resmen! 3D projektörlerin böyle kullanılabileceğini hiç düşünmemiştim Özür dilerim, zekâ seviyem bu oyuncuya engel oldu.”

Bai Liu’nun küçük ekranı önündeki seyirci kalabalığı bir anda patladı. Herkes ekrandaki hafifçe gülümseyen Bai Liu’ya gözünü dikmişti.

Az önce meşaleli oyuncuya bol miktarda bağış yapmış olan bir izleyici alaycı bir şekilde güldü, biraz da haksızlığa uğramış gibi:

“Yine de en iyi eşyayı seçmedi. Alevli meşale, deniz insanı heykellerine karşı en etkili araç olarak kabul ediliyor. Hem o güçlü el feneri sadece bir tane, deniz insanı heykellerine karşı ne caydırıcı ne de yeterince güçlü. Bu kuşatmadan çıkması imkânsız, yine de kesin ölecek!”
Lafını bitirir bitirmez, ekrandaki deniz insanı heykelleri bir adım geri çekildi, sonra oldukları yerde durdu. Karanlıkta, ışığın dışında kalmış şekilde, ürkütücü bir biçimde Bai Liu’ya bakıyorlardı.

Ama izleyicilerin yüzündeki alaycı ifade hâlâ değişmemişti:

“Deniz insanı balmumu heykellerinin zekâ seviyeleri yüksek değil, gerçek insanla yansımayı ayırt edemezler, evet. O yansıtılmış insan gözleri bir süreliğine onları kandırabilir, ama çok uzun sürmez. En fazla on dakika dayanır. On dakikada da buradan kaçmak imkânsız.”

Tam bu sözleri söyler söylemez, ekrandaki deniz insanı balmumu heykelleri bir parça geri çekildi ve gözlerini o yansıtılmış görüntülere dikip hareketsiz kaldılar.

Bai Liu’yu eleştiren bir oyuncu sakin bir şekilde konuştu:

“En fazla on dakika, bekleyin de görün. Bu balmumu heykelleri çok geçmeden bu yansımaların sahte olduğunu fark edecek.”

Gerçekten de, çok geçmeden, bu balmumu heykelleri Bai Liu’nun yansımasının sahte olduğunu fark ettiler ve el fenerinin ışığını geçmeye çalışarak, yaklaşmaya hazırlandılar.

İzleyici devam etti:
“Gördünüz mü? Demiştim ben! Meşaleler tüketilebilir, hem de üç kez kullanılabiliyor. El feneri ise dayanıklı ürün, uzun ömürlü ama saldırı gücü çok zayıf. Birden fazla olsaydı işe yarardı ama yeni oyuncular oyuna girer girmez birkaç tane almaya zaten gücü yetmez. O yüzden meşale gibi yüksek saldırı gücüne sahip, tek kullanımlık eşyalar en mantı

Ancak izleyici daha lafını bitiremeden, küçük ekranı izlerken şaşkınlıkla ağzı açık kaldı.

Bai Liu’nun üç yansıması da tıpkı Bai Liu gibi güçlü el fenerlerini çıkararak balmumu heykellerine doğrulttular. Dört Bai Liu, el fenerlerini ortadaki balmumu heykeline doğrultmuş, sanki bir tür top mermisi ateşleyecekmiş gibi duruyorlardı.

Bai Liu gülümsedi:

“Bir tane gerçekten yeterli olmaz,  ama dört tane yeterli olur herhalde?”