GHG | 8. BÖLÜM ~ ‘’Deniz İnsanı Eti’’

Bai Liu, arabaya bindiğinden beri ön koltuktan gelen yoğun balık kokusunu alıyordu. Başta bu kokunun, o sabah bir sürü çürümüş balık filetosu yiyen Andre’den geldiğini düşünmüştü, hiç beklemediği bir şekilde koku aslında şoförden geliyordu.

Dün araçta aldığı balık kokusu da muhtemelen şoförden geliyordu, ama bugünküyle kıyaslanınca, o zamanki koku bunun yanında son derece hafif kalıyordu.Bugün şoförün üzerindeki o balıksı çürüme kokusu çok daha yoğun, çok daha mide bulandırıcıydı. Bai Liu dikkatlice etrafına bakındı ve şoförü süzdü. Bu adam… sanki bir tür canavar gibiydi.

[Uyarı!! Oyuncu tanımlama hatası! Bu NPC bir canavar değil! Canavarlar Kitabına kaydedilemez! Sadece yabancılaşma sürecinde!]

[Oyuncu tanımlama hatası! Bu NPC’nin oyuncuya güven derecesi hızla düşüyor, oyuncuya saldırma eylemi gerçekleştirebilir!]

Şoför, elindeki sandviçten yavaşça bir ısırık aldı. Huzursuzca hareket eden gözbebekleri bir süre Bai Liu’yu inceledi, sonra birden düşmanca bir şekilde konuştu:

 “…Bedenimdeki kokuyu iğrenç mi buluyorsun?”

Bai Liu içinden “Evet” diye geçirdi, ama dışarıya yansıtmadan hızla “Hayır.” diyerek reddetti.

“Bana bakışların, bir canavara bakar gibi… Hah, lanet olası beş para etmez kibirli zenginler.” Şoför kasvetli bir ses tonuyla konuştuktan sonra başını çevirdi, yemeğine devam etti ve Bai Liu’nun sorularının tek kelimesini dahi umursamadı.

‘Ah… bu, işi daha yokuşa sürüyor işte…’ diye düşündü Bai Liu. Bu durum, bilgi edinmesini bir anda daha da zorlaştırmıştı. Üstelik bu şoförü zorlayarak sorguya çekmesi de mümkün değildi. Panel zaten şoförün Bai Liu’ya saldırabileceği konusunda uyarıda bulunmuştu.

Bai Liu yanındaki Lucy’ye bakıp kulağına birkaç kelime fısıldadı ve bir şekilde şoföre soru sorması için ikna etti. Şoför burun kıvırarak homurdandı ama yine de Lucy’nin sorularına cevap verdi.

“Siren Kasabası’nın turistik yerleri elbette ki deniz insanlarıyla ilgili yerler.” Şoför, öyle bir gülümsüyordu ki, o gülümsemesi insanın tüylerini diken diken ediyordu. Gözbebekleri göz çukurlarında rastgele dolaşıyor, kiminle konuştuğunu anlamayı imkânsız hale geliyordu.

“Balık avımız öyle sıradan balık avı falan değil. Özel bir deniz insanı avlama etkinliğimiz var ve bu sadece geceleri yapılır. Balmumu heykel müzemiz de öyle sıradan bir müze değildir. Yakaladığımız deniz insanlarını balmumuna dönüştürür, müzede sergileriz. İlk yakaladığımız deniz insanı iskeletini de balmumu heykel müzesinde sergiliyoruz hatta.”

“Deniz kızı avlama etkinliği mi? Yani… Gerçekten deniz insanları mı yakalıyorsunuz?” diye sordu Bai Liu.

Şoför Bai Liu’yu görmezden geldi, ancak Lucy aynı soruyu tekrar sorduğunda, şoför nihayet cevap verdi.

Yüzünden imalı bir gülümseme belirdi:

 “Evet. Her ne kadar ilk yakaladığımız deniz insanı gerçekten çok güzel ve kusursuz olsa da, sonradan yakaladıklarımız hep kusurlu, düşük seviyeli, eksik uzuvlu deniz insanlarıydı. Ama evet, hepsi gerçekten deniz insanıydı.”

Andre aniden küçümseyici bir şekilde homurdandı: “Saçmalığın daniskası! Bu göz boyamaktan başka bir şey değil. Gerçekten böyle ucuz numaralara kanan var mı?”

Jerf bir şey söylemek ister gibi ağzını açtı ama sonra hemen kapadı. Muhtemelen sabah Andre’den yediği dayaktan sonra ona karşı çıkmaya cesaret edememişti.

Ama Lucy ondan farklıydı. Andre’ye memnuniyetsiz bir bakış attı ve yüksek sesle, “Ben inanıyorum! Peki ya sen, Bai Liu?” diye sordu. Bunu derken öfkeyle başını çevirip Bai Liu’ya baktı.

“Gözlerimle görmeden inanmam.” dedi Bai Liu sakince. “Bu geceki av etkinliğini izledikten sonra her şey tam belli olur.”

Andre, Lucy’ye doğrudan karşı çıkmaya cesaret edemezdi, ama Bai Liu’yu her fırsatta aşağılamaya hevesliydi. Her kelimesini vurgulayarak alaycı bir şekilde güldü:

“Umarım birileri bu gece avı izlerken salya sümük ağlayıp, topuklayarak kaçmaz.”

Konuşurken yüzünde kötücül bir gülümseme belirdi. Gözleriyle aşağılar gibi Bai Liu’yu aşağı yukarı süzerken alayla ekledi:

“Eğer panikle bağırarak güverteden düşer ve balıkçılar seni deniz insanı sanıp yakalayarak balmumu heykellerinden yaparlarsa, seni kurtarmayız asla!”

Andre, sahte bir şekilde omuz silkerken bir yandan da kötü niyetle gülüyordu.Sanki Bai Liu’nun denize düşme anını çoktan gözünde canlandırmış gibiydi.

Bai Liu, bu gece Andre ile aralarında henüz yerine getirilmemiş bir iddianın olduğunu hatırladı.Bu sabah iddianın detaylarını Lucy’den öğrenmişti.

Andre ve Bai Liu, gece Siren Denizi’nde iki ayrı kano kiralayarak sabaha kadar suyun üzerinde geçirecekti. Kim önce dayanamayarak kıyıya dönerse korkak ilan edilecek ve Lucy’yi hak etmeyen kişi olarak kabul edilecekti. Lucy aslında böyle bir iddianın olmasına kesin bir şekilde karşı çıkmıştı, ama Bai Liu’nun oynadığı karakter inatçıydı ve ille de bu iddiayı kabul etmek istemişti.

Deniz insanlarını’ merkezine alan bir korku oyununda, gece yarısı açık denizde olmak kuşkusuz son derece tehlikeli bir yerdi. Bai Liu, durumun ayrıntılarını tam olarak anlamadan ve özellikle kendisine açıkça düşmanca yaklaşan, kas gücü yüksek bir adamla böyle bir yere gitmeyi normal şartlarda asla kabul etmezdi. Bai Liu, Andre’nin denizde karşılaştıkları takdirde kesinlikle kendi kanosunu devireceğinden ve onu denizin derinliklerine gömeceğinden hiç şüphe duymuyordu.

Kaldı ki Bai Liu yüzme bile bilmiyordu.

Bir bakıma, deniz insanı, siren ya da deniz yaratıkları gibi şeyler Bai Liu için denizin kendisi kadar korkutucu değildi. Zorunlu olmadıkça deniz bölgelerine yaklaşmazdı. Bai Liu’nun yüz ifadesi, bu sözde iddia etkinliğine olan isteksizliğini açıkça ortaya koyuyor olmalıydı ki Andre küstahça alaycı bir şekilde kahkaha attı:

“Bakın, bakın! Bizim yüce genç efendimize de bakın! Paradan başka neyin var ki, benimle kıyaslanacak? Denize bile girmeye cesaretin yok senin.”

Bai Liu içten bir şekilde keyifle başını salladı, “Paradan başka hiçbir şeyim yok.’’

Ama paraya sahip olmak, onu tatmin etmeye yetiyordu. Hatta sanal para bile ona inanılmaz bir  mutluluk veriyordu.

Andre: “…”

Bu adam neden sanki iltifat almış gibi bir yüz ifadesiyle tepki veriyor?

Andre alaycı bir şekilde, “O zaman gitmemenin sebebi, Lucy’den vazgeçtiğin için mi?” dedi.

Bai Liu tam Andre’ye bu ölümcül etkinliğe katılmak istemediğini söyleyecekti ki, göğsündeki madeni para titreşti ve bir görev istemi belirdi:

[Yan Görev “Gerçek Aşkın Gemisi” tetiklendi. Oyuncu Bai Liu’nun, Siren Kasabası’ndan ayrılmadan önce iddiayı tamamlaması gerekiyor. Görevi iddiada Andreyi yenmek. Puan Ödülü: 100.]

Bai Liu: “…”

Puan ödülü 100 mü?!

Puan ödülünün bu kadar yüksek olduğunu görünce, düşüncelerindeki para arzusu bir anda su korkusunu yenecek kadar güçlendi. Bai Liu sakin ve kararlı bir şekilde cevap verdi:

“Hayır, gideceğim ve seni kesinlikle yeneceğim.’’

Lucy duygulanarak Bai Liu’yu sarıldı:

 “Ah, bebeğim, geri döndüğünde, birlikte harika bir gece geçirelim.” Eli Bai Liu’nun bacaklarının arasına doğru kayarken, sözleri açıkça imalarla doluydu. Öyle ki üstüne bir de cilveli bir şekilde göz kırpmıştı.

Bai Liu sessizce Lucy’nin elini uzaklaştırdı.

Şoför başını çevirdi: “Önce gündüz balmumu müzemize gidin, gece de deniz insanı avı etkinliği olacak zaten.”


Herkes “tamam” dedi.

…Bir dakika, ‘’Gerçek Aşkın Gemisi’’ düşündüğü anlamda mıydı yoksa? Yani, denizde bir kanoda can çekişip” sonra geri dönüp Lucy ile yatakta eğlenmek’ mi zorundaydı?

Bu tür Batı tarzı korku oyunları gerçekten sık sık böyle senaryolar tasarlanıyordu. Yani nihai korkunç son gelmeden önce erkek karakterin, ödül olarak kadın karakterle ‘yakınlaşmasını’ sağlamak gibi bir “ekstra içerik” sunabiliyorlardı. Ama Bai Liu, bir oyun tasarımcısı olarak, bu tür ödül tasarımlarını hiçbir zaman cazip bulmamıştı. Onun verdiği nihai ödüller genellikle büyük miktarda para gibi somut şeylerdi. Bu, belki de oyunlarının “kanlı ve sert” olmasının sebeplerinden biri olabilirdi.

Şu anda Bai Liu bu tür bir “ödülü” nazikçe reddetmek istiyordu.

Sadece denize düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalmayacak, aynı zamanda döndükten sonra Lucy’nin ‘hakkını gaspetme riski’ni de üstlenecekti. Bu çift yönlü zarar durumu, Bai Liu’ya bir tür zarar görmüşlük hissi veriyordu. Fakat Bai Liu, doğrudan rol çerçevesinden çıkıp Lucy’ye “Ayrılalım. Belki de ömrüm boyunca seninle sevişmeyi asla becemereyeceğim” diyemezdi. Çünkü böyle bir karşılık, karakterin ona olan güven seviyesini ciddi şekilde düşürmesine neden olailirdi.

Mesela öncesinde şoförün ona olan güveninin sarsılması gibi.

Bu karakterlerin üzerinde çok fazla gizli bilgi olduğu çok açıktı. Bai Liu, herhangi bir şekilde karakteri bozacak ya da yanlış bir şey yapacak olursa, bu kişiler tarafından dışlanabilir ve kritik bilgileri kaçırabilirdi.

Ama  gerçekten Lucy ile “Gerçek Aşkın Gemisi’’ne yelken açmak zorundaydı mıydı?

Bai Liu derin düşüncelere daldı.

‘Neyse, zamanı gelince bakarım artık. sonuçta ilk seferde başarılı olamamışım, ikinci sefer de başarısız olsam garip karşılanmaz, başarsam da başaramamışşım gibi davranabilirim…’

Bai Liu, cinsel  iktidarsızlık durumunu kabul ettikten sonra, Lucy’ye “kız kardeşiymiş gibi (asla)’’ bakınca, bu kızın gözüne daha hoş geldiğini düşündü.

Şoför başını çevirdi: “Gündüz önce balmumu müzesimizi gezin. Akşam da Denizkızı Avlama Festivali var zaten .” Herkes tek bir ağızdan kabul etti.

Şoför, arabayı çevirerek sahilin arkasından geçirince Bai Liu, o sahilde kurutulmuş birçok kalıntı gördü. O esnada şoför, buranın deniz insanı avının yapıldığı yer olduğunu ve o kalıntıların, avlanmış deniz insanı parçalarının kırılmış ve dağılmış kalıntıları olduğunu, bazıları ise yeterince sağlamsa heykel ve balmumu figürlerine dönüştürülüp müzeye konduğunu söyledi. Ama bazıları o kadar parçalanmıştı ki, işlerini yaramayacaklarını düşündüklerinden olsa gerek ki sahile atmışlardı.

Bai Liu gerçekten sahilde büyük balık kuyruk kemikleri ve beyaz insan kafatasları gördü. Bu parçalar sahilde düzensiz bir şekilde dağılmıştı. Yanlarında birkaç ağ kurutuluyordu. Balıkçılar bu kemikleri ve ağları toplarken başlarını kaldırıp Bai Liu ve arkadaşlarıyla göz göze geldi. Gece Bai Liu bu kasaba sakinlerinin yüzlerine dikkat etmemişti, ama gündüz gözüyle baktığında…

Bu kasaba sakinlerinin görünüşü oldukça garipti. Şoförle tuhaf bir benzerlik taşıyorlardı, ancak ondan bile daha ürkütücü ve insanlık dışı görünüyorlardı. Göz akları anormal derecede tamamen opak beyazdı, o kadar beyazdı ki doğal görünmüyorlardı. Gözbebekleri ise sadece bir soya fasulyesi büyüklüğündeydi ve göz çukurlarında amaçsızca hareket ediyorlardı. Gözleri arasındaki mesafe o kadar genişti ki, gözleri oldukça aralıklıydı ve sanki kulaklarının yanında, yüzlerinin iki tarafına yerleşmiş gibiydi. Bu görünüşleri, Bai Liu’ya yayın balığını andırmıştı.

Gözlerinin etrafında gri-siyah mermer desenleri vardı. Bu desenler göz çevrelerinden boyunlarına kadar yayılıyordu. Güneş ışığında yürürken hareketleri son derece yavaş ve hantal görünüyordu, ayak tabanları ise sanki kaşınıyormuş gibi kumsalda tekrar tekrar sürtünüyordu. Ve Bai Liu yanlış görmediyse, ayaklarının üstünde dökülmek üzere ama daha dökülmemiş gibi duran yeşilimsi pullar da vardı.

Yoldan geçenler Bai Liu’nun arabasına, sanki çocuklar yiyecek kokusu almış gibi, donuk ve aptalca bir gülümsemeyle bakıyorlardı. Lucy de bu balıkçıların görünüşünden korkmuştu ve alçak sesle mırıldandı: “Çok garip görünüyorlar.”

Bu balıkçılar, şoförden bile daha tuhaf görünüyorlardı. İnsanlardan ziyade, şekilleri garip bir derin deniz balığını andırıyorlardı.

Şoför, yoğun balık kokusu yayan son lokma sandviçini yuttuktan sonra, balık ezmesiyle kaplanmış siyahlaşmış dişlerini göstererek gülümsedi: “Öyle mi? Bizim buralarda herkes böyle görünür. Belki de ne bulursak yediğimizdendir, pek sağlıklı sayılmayız.”

Bai Liu gözlerini kısarak baktı. Kasaba halkının da oldukça canavarı andırdığını düşündü, ama bu düşüncesini yarıda kesti. Çünkü öncesinde, şoför konusunda da yanılmıştı zaten.

Kasaba halkı ve şoför her ne kadar bariz şekilde insan dışı görünse de, şoför [Canavar Kitabı]’na kaydedilemiyordu. Şoföre benzeyen bu tuhaf kasaba halkı da oyunun canavar tanımına uymama ihtimaline sahipti. Eğer bu kadar çok kasaba sakininin kin değerini tetiklerse, bu işin şakası olmazdı.

Ancak Bai Liu da bu garip görünümlü kasaba halkının gerçekten canavar olmadığını düşünecek kadar aptal değildi. Canavar olmamalarına dair iki ihtimal olabilirdi:

Birinci ihtimal: Ya gerçekten de canavar değillerdi. 

İkinci ihtimal: Ya da ‘’Canavar Kitabı’nın belirlediği bazı kriterlerini henüz karşılamıyor olabilirlerdi.

Bu Siren Kasabası oyunu, [Kuluçka] ve [Yabancılaşma] süreçleri gibi oldukça tuhaf bir kurguya sahipti. Deniz insanı heykelleri kuluçka sürecine girebiliyordu. Andre de sabah yabancılaşma sürecine girmişti. Bai Liu, bu kasaba halkının da sanki bir tür dönüşüm sürecinde olduğunu düşündü. Belki de bu yüzden bu kadar tuhaf ve ne insan ne de başka bir şeye benzeyen bir görünüme sahiptiler.

Bu iki durumun sonucunun ne olacağını Bai Liu kesin olarak bilmiyordu. Tahminleri, muhtemelen canavar olmaları yönündeydi, ama bunu bir şekilde doğrulaması gerekiyordu. Bai Liu, bakışlarını yavaşça önündeki Andre’ye çevirdi.

Aslında dün gece Andre’yi kurtarmamasının nedeni kurtaramamasından değildi. Sadece Bai Liu için, kendisine karşı saldırgan eğilimler gösteren böyle bir NPC’nin ölümü, hayatta kalmasından daha değerliydi.

Andre, şoförün parmaklarındaki balık etinin son kalıntılarını iştahla yalayışını izlerken, içindeki açlık dürtüsü dayanılmaz bir noktaya dayanmıştı. Yutkunurken gözleri donuklaştı. Kaşınan yanaklarını sertçe kaşırken açlığı kontrol edilemez bir şekilde arttı. Ardından dikiz aynasından Bai Liu’ya nefretle baktı.

“Bu Bai Liu bu kadar zenginken, neden bana birkaç parça balık filetosunu bile çok mu görüyor?” diye düşündü.
O kadar açtı ki, şoförün elindeki yiyeceğe bakarken kendini tutamayıp üstüne atılmak istiyordu.Ama şoför öylesine hızlı yiyordu ki — Andre daha hareket edemeden, adam çoktan bitirmiş, karnını doyurmanın verdiği hazla keyifle karnını sıvazlıyordu.

Şoförün ağzının kenarındaki balık kırıntılarını zevkle yalıyışını görünce, Andre’nin aklına o yumuşacık, kaygan ve dayanılmaz derecede leziz balık filetosunun tadı geldi. Ağzında tükürük birikmeye başladı, istemsizce yutkundu. Hayatında hiç bu kadar lezzetli bir balık filetosu yememişti.

Hayır, sadece balık filetoları değil, buradaki tüm balık yemekleri öyle bir şekilde pişirilmişti ki, Andre yedikçe duramıyor, o yoğun lezzet hissiyle kendini kaybediyordu.

Şoför tatmin olmuş bir şekilde iç çekti:

“Ne kadar da enfesti! Yalnızca Siren Kasabası’nın balıkları bu kadar güzel oluyor.’’

Lucy de övgüyle karşılık verdi:
“Evet, ben de hayatımda hiç bu kadar lezzetli balık yememiştim. Çok tazeler!”

Şoför başını salladı, yüzündeki gülümseme garipleşti:
“Hayır, tazelik değil. Siren Kasabası’nın balıklarının lezzet sırrı hiçbir zaman tazelikte değildir. Aslında bu balıklar taze yenirse o kadar da lezzetli olmaz, çürümeye başladıktan sonra, özel bir şekilde tuzlanıp işlendiğinde asıl tadına varılır.”

Ardından sesi daha da kısık, ama tuhaf bir keyifle dolu bir hâle geldi:
“Çünkü siz… çok özel bir balık türü yiyorsunuz. Başka hiçbir yerde bulunmayan, yalnızca Siren Kasabası’na özgü bir balık.”

Lucy merakla sordu:
“Ne balığı bu?”

Şoför yanıtladı:
Deniz insanı.