BL, GUARDIAN, NOVEL

Guardian 59. Merit Fırça (14) “Gözlerimle ilgili bir sorun mu var?”

Shen Wei birkaç saniyeliğine durdu. Sonra yavaşça elini uzattı, yakıcı öğle güneşinin altında, Zhao Yunlan’ın gözleri önünde salladı.

Zhao Yunlan’ın bakışlarında ilk bakışta göze çarpmayan bir hüzün ve kafa karışıklığının ipuçları vardı ve Shen Wei’nin hareketine neredeyse hiç karşılık vermemişti. Sanki Shen Wei’nin kalbi yerinden çıkıp yere düşmüştü.

Sessizliğinden Zhao Yunlan bir şeylerin ters gittiğini hissetti ve refleks olarak yana döndü. “Shen Wei?”

Zhao Yunlan kaşlarını çattı ve birden elini uzattı, Shen Wei’nin böyle bir hamle yapmasını bekliyormuş gibi tam olarak Shen Wei’nin elini tuttu. Shen Wei’nin eli porselen gibi soğuktu. Bir sessizlik anından sonra Zhao Yunlan konuştu. “Ah… yani gözlerimle ilgili bir sorun mu var?”

Gözleri göremiyordu ve böylece Zhao Yunlan’ın bakışları özellikle perişan göründü, odaklanacak bir yer bulamadan öylece etrafta süzülüyordu. Shen Wei yumruklarını sıktı ve sesini kısık tutmaya çalıştı. “Seni doğruca hastaneye götüreceğim.”

Gidiş yolunda Zhao Yunlan son derece sessizdi, neredeyse hiçbir şey söylememişti. Ne düşündüğünü kim bilebilirdi ki? Arabadan inince yüzünde anlaşılmaz bir ifadeyle yürümeye başladı.

Sıradan bir adam için birdenbire görme duyusunu kaybetmek gerçekten üzüntü vericiydi. Yürürken hangi ayağını kaldırdığını bilmiyordu ve istemsizce uzanabildiği her şeyi tutuyordu… Shen Wei elini tutuyor olmasına rağmen.

Bazen, özellikle bir yerleri döndükleri sırada, Shen Wei’nin onu hangi yöne çektiğini bilemiyordu.

Görme yetisi iyi olmayanlarda genellikle diğer duyular keskinleşirdi ama bu uzun süreli alışkanlığın ve bilinçaltı çalışmalarının bir sonucuydu. Eğer biri görme yetisini aniden kaybederse refleksleri yavaşlar ve duyduğu şeylere istemsizce çok daha fazla odaklanırdı. Görüntü olmadan seslerin neyi temsil ettiğini anlamak zordu; üstelik Zhao Yunlan’ın denge duygusu da aynı şekilde etkilenmişti ve Shen Wei’nin onu çekmesine tepki vermesi biraz zaman alıyordu.

Belki Hayalet Surat ona oldukça sert vurmuştu ya da başına gelen birçok kazadandı, ama Shen Wei onu son derece solgun buldu. Zhao Yunlan kör olmak konusunda gereğinden fazla sakin görünüyordu: paniklemiyor veya mızmızlanmıyordu. Sadece ifadesiz bir bakış takınıyordu, kaşları ilk bakışta göze çarpmayan bir surat asma ile aşağı dönmüştü.

Shen Wei, Zhao Yunlan’ın normalde bile aynı ifadeyi takındığının oldukça farkındaydı, ama birinin ona baktığını hissettiğinde ifadesi aniden değişirdi… ama şimdi insanların ona bakıp bakmadığını bile söyleyemiyordu.

Shen Wei’nin ifadesi birdenbire gölgelendi, bakışları sinirli bir hal aldı. Elleri, artan bir hassasiyetle Zhao Yunlan’ın ilerlemesine yardım etmeye devam ediyordu.

Hemşireler Zhao Yunlan’ı ondan alırken korkudan neredeyse titriyorlardı. İstemsizce bu gözlüklü adamı suç filmlerindeki düşük profilli mafyalara benzettiler: insanları domuzlarmış gibi katleden ama Buddha’ya inanan ya da vejetaryen olan gangsterlere.

Beklendiği üzere, Zhao Yunlan’ın gözlerinde gözle görülür bir problem yoktu: yaralanma yoktu, hastalık yoktu, ama yine de göremiyordu. Doktorlar bunu çok ilginç bulmuştular ve neredeyse tam bir günün ardından, zihinsel bir sebebe bağlı geçici körlük olduğunu nazikçe söyleyerek bir psikiyatriste görünmesini tavsiye etmiştiler.

Hastaneden çıktıklarında hava çoktan kararmıştı. Sonunda, azimli bir hamamböceği gibi, Zhao Yunlan kör bir adamın hayatına şok edici bir hızla uyum sağlamıştı.

Hastaneden ayrıldıkları sırada, Zhao Yunlan Shen Wei’nin kolunu tuttu. “Gökyüzü muhtemelen kararmıştır.”

Shen Wei’nin onun hakkında en çok korktuğu şey konuşmamasıydı, bu yüzden daha çok konuşması için aceleyle cevap vermeye çalıştı. “Nasıl bildin?”

“Havanın birazcık daha nemli ve serin olduğunu hissediyorum, yani güneş batmış olmalı.”

Shen Wei arabanın kapısını açtı; bir eliyle onu yönlendiriyor, diğer eliyle arabanın tavanına başını çarpmasın diye başını koruyordu. Sonra üzerine eğildi ve emniyet kemerini bağlamasına yardım etti. Ardından doğrulurken Zhao Yunlan’ın gülümsediğini gördü. “Neden gülümsüyorsun?”

“Düşündüm de eğer bir gün yaşlı ve budala olursam, hâlâ bana bu şekilde bakmak istersen ve ben artık insanları tanıyamadığım için sana babacık* desem, ne düşünürdün?”
《 Ç.N.: Babacık: İngilizcede ‘daddy’.》

Shen Wei’nin dili tutulmuştu.

Zhao Yunlan gülümsediği için mutlu olmasına rağmen bazen Shen Wei onun eksantrik mizah anlayışını gerçekten anlayamıyordu.

Zhao Yunlan bir süreliğine hayal etti ve hatta güldü. Elleri etrafta dolaşmaya başladı, Shen Wei şoför koltuğuna oturdu ve onun elini tuttu. Zhao Yunlan elini biraz salladı. “Hey, eğer sana ‘babacık’ dersem bana cevap vermemelisin, aptal halimden faydalanmayı düşünme.”

Shen Wei oldukça çaresizdi. “Keşke aptal olsaydın.”

“Ne?!” Zhao Yunlan şaşırmış göründü ve yakasına yapıştı. “Bana ne yapmak istiyorsun? Beni bir yasak aşk oyununa zorlayarak alıkoymak mı istiyorsun?”

Shen Wei gözlerini kırptı. Bunun Zhao Yunlan’ın her zamanki saçmalıklarından biri olduğunu biliyordu, ama yine de istemsizce hayal etti…

Zhao Yunlan sapıkça kıkırdadı ve devam etti, “Aslında bence ihtimal var.”

Shen Wei yeniden sessizleşti.

Araba hareket ettiği sırada Zhao Yunlan neredeyse tam bir gün boyunca içine kapanık olmaya katlanamadı ve “gecikmiş çocuk rutini”ni sergilemeye başladı.

Koltuğu ayarlayan düğmeler buldu ve ileri geri ayarlamaya başladı, bir ileri bir geri, arabada etrafı kurcalayan yeni doğmuş aptal bir maymun gibiydi. Ayrıca ara sıra düşüncelerini Shen Wei ile paylaşıyordu: “Hey, sana bir şey söyleyeyim mi? Kör olmak aslında oldukça eğlenceli. Şehir merkezinde ‘karanlık deneyim simülasyonu’ var ve bir bilet 40 dolar, yani şu an 40 dolar kârdayım.”

Shen Wei istemsizce gülümseyerek karşılık verdi, bunun nasıl eğlenceli olabildiğini gerçekten anlayamıyordu.

Shen Wei Zhao Yunlan’ın evine gelince arabayı durdurdu ve ona hareket etmemesini hatırlattı. Buna rağmen araba durduğunda Shen Wei Zhao Yunlan’ı kendi başına karşıya geçmeye çalışırken buldu, bir cambaz ipinde yürür gibi düz bir çizgide yürümeye çalışıyordu.

Düz çizgi fena değildi, tek sıkıntısı bir sokak lambasıyla sonlanmasıydı.

Bu adam başını belaya sokmayı seviyor gibiydi.

Shen Wei aceleyle koştu ve Zhao Yunlan’ı belinden tuttu, bu şekilde Zhao Yunlan’ın kaburgaları Shen Wei’nin omzuna dayanmıştı.

Belki de körken havaya kaldırılmak heyecan verici bir deneyim olduğundan Shen Wei onu indirdiğinde Zhao Yunlan neşeyle ıslık çaldı.

“Dengemin hâlâ yerinde olduğunu fark ettim, düz bir çizgide yürüyebiliyorum.” dedi Zhao Yunlan ve sesini alçaltarak devam etti, “Hatta belki de ben…”

Her ne söylediyse Shen Wei duyamadı ama tatlı tatlı gülümsediğini gördü.

Shen Wei kolunu okşadı ve hafifçe eğildi. “Karşımızda merdivenler var, seni taşıyacağım.”

Zhao Yunlan yanında hiçbir şey söylemeden gülümseyerek dikiliyordu.

Shen Wei tamamen ona döndü ve nazikçe sordu, “Ne bekliyorsun? Hadi gel.”

Zhao Yunlan Shen Wei’nin elini buldu, hafifçe okşadı ve sonra başını eğip onun elini kaldırarak elinin üstüne bir öpücük kondurdu. “Beni taşımana izin veremem, çok ağırım, ya bir yerini incitirsen o zaman ne olacak?”

Shen Wei’nin buna verecek cevabı yoktu.

Zhao Yunlan muhtemelen dün gece onu evine kimin taşıdığını bilmiyordu.

Bunu söyledikten sonra Zhao Yunlan yavaşça ilerlemeye başladı. Nerede olduklarını kontrol etmek için basamağa hafifçe tekme atmasaydı Shen Wei görme yetisini geri kazandığını düşünebilirdi.

Başı önde, göğüsleri dışarıda ilerlemeye başladı; her seferinde bir adım atarak merdivenleri tırmanıyordu, her adımla eşit mesafe kat ederek sonunda asansöre ulaştı. Butonu bulup bastı ve Shen Wei’yi beklemeye başladı.

Shen Wei kasıtlı olarak sesli adımlarla yürüyordu. “Asansörün orada olduğunu nasıl bildin?”

Zhao Yunlan kibirli ve utanmaz bir şekilde konuştu, “Benim kadar dikkatli biri yaşadığı yeri iyi bilmeli, değil mi? Görmeme gerek yok, her yeri biliyorum.”

Shen Wei gerçekten o kadar zeki gibi görünse de saçmaladığını biliyordu… Elini her şeyin üzerinde gezdirmeden fincanını ve terliklerini bile bulamazdı.

Öğlen apartmandan çıkarken adımlarını saymış ve şimdi de hatırlamış olmalıydı.

Bu muhtemelen onun mizacıydı: ne olursa olsun Zhao Yunlan insanlara “çok da önemli değil” hissi veriyordu her zaman. Bazen diğer insanlar bunun çok önemli olduğunu bilse de istemsizce bu davranışından etkileniyorlardı.

O aslında sadece itibarını korumaya düşkündü.

Zhao Yunlan kapıyı açtı, içeri girdi ve aşağıdan bir ses duydu. “Kokuşmuş ayağınla kuyruğuma basmaya cüret edersen ölürsün.”

“Da Qing?”

Zhao Yunlan eğildi ve onu okşadı. Da Qing birden bir şeylerin ters gittiğini hissetti; koluna tırmandı ve omzuna çıktı. Onu yakından izlerken sordu, “Gözlerine ne oldu?”

Zhao Yunlan elleriyle yolu bularak dairesinin içine ilerledi. Umursamazca “Yeteneklerim zarar gördü.” dedi.

Shen Wei onu geri doğru çekti. “Dikkatli ol.”

Zhao Yunlan neredeyse kapı pervazına çarpacaktı.

Da Qing afallamıştı. Omzundan sıçradı ve hızla koltuğa çıktı. “Ne oldu?!” Kafası oldukça karışmış bir halde içgüdüsel olarak Shen Wei’ye baktı… Shen Wei daha önce GuangMing Yolu 4 Numara’da bulunduğu için konuşan bir kedi olduğu gerçeğini saklama ihtiyacı duymadı.

Shen Wei beklemeden cevapladı, “Benim hatam.”

Zhao Yunlan gülmesi mi ağlaması mı gerektiğini bilemedi. “Senin hatan olduğunu nereden çıkardın şimdi?”

Zhao Yunlan eliyle havayı avuçladı. Da Qing havada asılı eline baktı ve kısık gözlerle “Bunu yapmamın tek sebebi sana acıyor olmam.” diyen rahatsız olmuş bir kedi suratı takınarak başını Zhao Yunlan’ın avuç içine dokundurdu.

Zhao Yunlan gülümsedi, rastgele konuştu, “Endişelenme, keder olmadan sevinç olmaz.”

Kanepeyi bulup oturdu, bir sigara çıkardı ve patronca bir tavırla Da Qing’e uzattı. “Göremiyorum, benim için yak!”

Anlık bir sessizlikten sonra Da Qing sessizce bir tüy yumağına dönüştü ve başka tarafa dönerek onu görmezden geldi.

Shen Wei onun elini tuttu, parlayan bir ışıkla sigarasını yaktı ve küllüğü diğer eline verdi.

“Dün gece bir karga perisine rastladım,” Zhao Yunlan önceki akşam ne olduğunu düşündü ve kelimelerini dikkatle seçerek kısa bir özete başladı ve devam etti, “Ve bana şeyden bahsetti… um, Batı Denizi’nde bir yerden ve Doğu Denizi’nde bir yerden, kıyıdan ne kadar uzakta olduğundan. Sonrasını pek anlamadım, muhtemelen bir dağdan bahsediyordu.”

Da Qing sersemlemişti ama Shen Wei anında anladı ve yüzü karardı. “Bunun hakkında konuşma, gözlerin nasıl zarar gördü?”

“Bahsetme bile.” Zhao Yunlan elini salladı ve çanlara karşı nefretini açıkça ifade ederek bu çok talihsiz deneyimi kısaca tarif etti.

Da Qing aniden ayağa kalktı, “Ne tür bir çan?”

“O bende.” Shen Wei elini cebine attı ve tozlu, küçük, altın bir çan çıkardı. “Bundan mı bahsediyorsun?”

Da Qing irislerini sabitlenmiş bakıyordu, Zhao Yunlan’ın cevap vermesini beklemeden konuşmaya daldı, “Bu neden sende?”

Shen Wei Zhao Yunlan’a baktı, duraksadı ve gizemli bir şekilde “Peki… dün gece seni geri gönderen kişi bana bunu verdi.”

Da Qing Shen Wei’nin elinin etrafında küçük çandan bu süre boyunca gözünü ayırmadan bir daire çizdi ve aniden kısık sesle konuştu, “Bu benim.”

“Bu benim… ilk sahibimden.” Da Qing Zhao Yunlan’a kısa bir bakış attı. “Neredeyse yüz yıl önce bunu boynuma taktı ama birtakım aksilikler sonucu kaybettim.”

Zhao Yunlan elini uzattı. “Bir bakayım.”

Shen Wei elini geri çevirdi. “Muhtemelen henüz onu taşıyamazsın.”

Geçen geceki karanlık olayları düşünürken Zhao Yunlan dumandan bir melankoli halkası üfledi, kendi kedisinin boynundaki çanı bile taşıyamıyordu… kulağa ne kadar da acınası geliyor!

Tam da o an Da Qing başını eğdi, çanı ağzıyla kaptı ve tek kelime etmeden camdan dışarı atladı.

Her zaman dobra ve umursamaz olduğundan onu böyle duygusal olarak etkilenmiş görmek oldukça nadirdi.

Zhao Yunlan yerinden fırladı. “Da Qing?”

“Gitti.” Shen Wei pencereyi kapattı, eğildi ve Zhao Yunlan’ın gözünün kenarını okşadı. “Seni iyileştirmenin bir yolunu bulacağım.”

Zhao Yunlan bir şeyler düşünürken birden kıkırdadı. “Aslında acele etmemize gerek yok.”

Shen Wei bunun ardından edepsiz bir şeyin geleceği gibi bir hisse kapıldı. Beklediği üzere Zhao Yunlan kör olmasına rağmen tüm sapıklık ve ısrarcılığıyla devam etti, “Şu an göremiyorum, yani durumum oldukça elverişsiz; bu akşam benimle duş alır mısın?”

Shen Wei, bir şekilde poposunu taciz etmeye başlayan pis ve şehvetli pençeleri uzağa savurdu.

Tek kelime etmeden döndü ve mutfağa gitti.

Zhao Yunlan yüzüne bir gülümseme yerleştirdi, gözlerini kapattı ve koltuğa yaslandı. Mutfaktan gelen tıngırtıları, şıngırtıları dinliyordu ve tamamen karanlıkta nadir bir huzur hissediyordu. Anın zevkini çıkarıp gittikçe daha ve daha fazla rahatlarken aniden uzakta belli belirsiz birtakım garip gölgeler gördü.

Aniden gözlerini açtı ama hâlâ en ufak bir şey bile göremiyordu. Gölgeler gitmişti.

Zhao Yunlan zihnini sakinleştirdi ve odaklandı. Nefeslerini sayıp zihnindeki fazla düşüncelerden kurtularak yeniden gözlerini kapattı, bir süre sonra birkaç gölge görmeye başladı. Solunda, çok yumuşak ve akıcı hareketler içindeki olağanüstü güzelliğiyle parıldayan ve titreyen yeşil bir yumru gördü… şekil oldukça tanıdıktı.

Zhao Yunlan bir an bunun üzerine düşündü: pencere pervazı tarafında, bir arkadaşından hediye gelen bir saksı bitkisi vardı.

Bu… üçüncü gözdü.

Kaşlarının arasında normal görüşe dayanmayan üçüncü bir göz açılmış gibiydi.

Zhao Yunlan kaşlarının arasındaki noktaya odaklandı ve etrafındakileri belirgin bir şekilde görmeye başladı. Daha ve daha çok şey “görüyordu”: pencere pervasındaki çiçekler, koltuktaki kedi tüyleri, kitaplıktaki birkaç antika kitap… ve duvarda asılı olan, söylentilere bakılırsa çok değerli antika tablo.

Ama kanepe, kahve sehpası, yatak gibi… manevi değeri olmayan şeyler onun için hâlâ görünmezdi.

Zhao Yunlan kendi bedenine “baktı” ve bedeni boyunca akan beyaz ışıktan bir girdap gördü; sağ omzunda parıldayan bir ışık topu asılıydı ama solunda, hiçbir şey yoktu.

Işık türü oldukça tanıdıktı… bunu daha önce bir yerde gördüğünü hissetti.

Zhao Yunlan aniden ayağa kalktı, dizleri kahve sehpasına çarptı ama mutfağa sendeleyerek giderken bunu umursamadı.

Doğrama sesleri duydu ama karanlığa karışmış, hatta karanlıktan daha karanlık olan Shen Wei’yi göremedi… görünen tek şey, sağ omzundaki ışık küresinin aynısı olan, göz kamaştırıcı bir alev küresi şeklindeki küçük kolyeydi.

Çeviri: senamintae

58. Bölüm ఌ ఌ ఌ ఌ ఌ 60. Bölüm