BL, NOVEL, SHA PO LANG, TARİHİ

Sha Po Lang 4. Bölüm: Dev Uçurtma

Kuzey Devriye birimi bile bu kadar kudretliydi, o halde ulusal silah olan Kara Demir Kampı’nın üç büyük grubundan ne tür bir kahramanlık görürlerdi?

➸ ➸ ➸ 

Shen ailesi ‘masadayken sessiz ol, uyku vaktinde sessiz ol’* kuralına aldırış etmezdi. Shen Hoca, yemek yerken Chang Geng’a Muazzam Öğrenme**den öğütler verdi, bir süre sonra ana konudan sapmaya başladı ve “çelik zırhlara kışın nasıl bakım yapılır” konusu ile harmanlayıp öğüdünü sonlandırdı.

*deyim; yemek yerken konuşma, uyumak için uzandığında konuşma

**Daxue “Mükemmel Öğrenme” Konfüçyüsçü Klasiktir.

Shen Yi geniş bir bilgi yelpazesine sahipti, aklından geçirdiği her çeşit konuyu konuşurdu. Bir keresinde Chang Geng’a atlarla ilgili hastalıkları kontrol etme ve önleme yöntemlerini bile öyle bir hevesle açıklamıştı ki Efendi Shiliu gibi sağır bir adam bile daha fazla dinleyememiş ve mecburen onu zorla susturmuştu.

Shen Hoca öğüdünü bitirdikten sonra memnuniyetsiz bir şekilde tabak çanağı temizlerken daha fazla konuşma fırsatı olamadı, Chang Geng’a:

“Bugün bütün Demir Zırhların tamirini bitirmem gerekiyor. Bu insanlar onları düzgünce onarmıyor ki bu da bağlantılarının paslanmasına sebep oluyor. Öğleden sonra biraz şifalı ot almaya gitmem gerekebilir. Ge Ban Xiao ve diğerleri izin istedi. Senin herhangi bir planın var mı?”

Chang Geng: “General Bayırı’na gideceğim, kı…”

‘Kılıç’ kelimesi daha ağzından çıkmamıştı ki; arkasını döndüğünde Shen Shiliu’nun çoktan onun kılıcını duvara asmış olduğunu gördü ve Shen Shiliu, “Oğlum, gel, Dev Uçurtma muhtemelen şehre bugün dönecektir, hadi biz de eğlenceye katılalım.”

Chang Geng’ın gücü yoktu: “Yifu, tam da Shen Hoca’ya diyordum ki…”

Shen Shiliu: “Ne? Daha yüksek sesle konuş.”

Harika. Yine başladık.

Dev Uçurtma gelir ve giderdi, her yıl aynıydı. Chang Geng taze ve yeni şeyler düşünemiyordu ama itiraz bile edemeden Shiliu onu çoktan yarı sürükleyerek yarı çekerek kapıdan çıkartmıştı.

Yaz sıcağı geçmemişti, insanlar hala ince giyiniyordu. Shiliu’nun bütün bedeni Chang Geng’ın sırtına dolanmıştı, her tarafını acı ilacın kokusu sarmıştı.

Rüyasındaki gibi….

Chang Geng aniden garip bir anormallik hissetti. Kafasını yifusundan kaçınmak için eğdi, burnunu kapadı ve hapşırıyormuş gibi yaptı.

Shiliu sırıttı ve sataştı: “Seni özleyen birisi var, Yaşlı Wang’ın evindeki yuvarlak yüzlü genç hanımefendi olabilir mi?”

En sonunda Chang Geng artık kendini tutamadı, ifadesi sertleşti ve açık açık konuştu: “Yifu, oğlunla böylesine dalga geçmek…. Uygun bir şey mi?”

Shiliu tabii ki buna aldırış etmedi. Gülümsedi ve: “Uygunsuz mu? Oh, daha önce hiç baba olmamıştım. Terbiye sınırlarını bilmiyorum. Gelecek sefere daha düşünceli olacağım.” dedi.

Her kim Shiliu ile biraz mantıklı konuşmaya çalışırsa kaçınılmaz bir şekilde sinirden deliye dönecektir.

Chang Geng omzunda duran uygunsuz adamın eline vurdu ve önden gitti.

 Shen Hoca arkadan bağırdı: “Shiliu! Yakacak odun kesmek için erken gelmeyi unutma!”

Shen Shiliu topukları yağladı ve hiç utanmadan cevap verdi: “Seni duyamıyorum, hoşça kal!”

Yarı koşmaya yarı yürümeye zorlanan Chang Geng, ona sordu: “Ne zaman duyamamaya başladın?”

Shen Shiliu sadece güldü, ifadesi anlaşılmazdı.

Bu arada ikisi Chang Geng’ın evinin ana girişinden geçti, ana kapı gıcırdadıktan sonra açıldı.

Uzun beyaz elbiseli bir kadın dışarı çıktı ve Chang Geng onun bakışını yakalar yakalamaz, yüzündeki rahatsızlıkla karışık sıkıntı hemen yok oldu.

Başından aşağıya bir kova soğuk su dökülmüş gibiydi. Hala öfkesini bastırmaya çalışan gözleri birdenbire çukurlaştı- ateş ve canlılık bile büsbütün geri çekilmişti.

Kadın Xiu Niang’dı, Chang Geng’ın sözde annesi.

Artık genç değildi fakat güzelliği hiç eksilmemişti. Gün ışığında dikilirken narin güzelliğin eskizini andırıyordu.

Böyle bir kadın dul olsa bile sınırın dışındaki küçük bir kasabada düşük mevkili bir baihu ile evlenmemeliydi.

Xiu Niang elbisesini düzeltti, ellerini birleştirdi ve son noktaya kadar zarafetle eğildi: “Efendi Shiliu.”

Shen Shiliu’nun uygunsuz davranışları sadece Shen Yi’ye yönelikti. Bir kadının önünde hemen gerçek bir beyefendi haline bürünürdü. Hafifçe yana doğru eğildi ve Xiu Niang’ın yüzüne direkt olarak bakınmaktan kaçındı. Seviyeli bir kibarlıkla selamladı: “Xu Hanımefendi, Chang Geng’ı biraz eğlence için dışarı çıkartacağım.”

“Zahmetiniz için teşekkür ederim,” Xiu Niang dişlerini göstermeden güldü. Daha sonra Chang Geng’a dönüp hafifçe fısıldadı: “Babanız bugün geri gelecek. Dışarı çıkıyorsan, benim için bir kutu dudak boyası getirmeyi unutma.”

Sivrisinek kadar yumuşak konuşmuştu- sanki kelimeleri buhar olup uçmuştu fakat Chang Geng daha cevap veremeden Shen Shiliu araya girdi: “Hanımefendi, içiniz rahat olsun.”

Chang Geng: “…”

Ancak şimdi yifusunun ‘sağırlık kuralları’ hakkında bazı şüpheli fikirleri vardı- Shen Yi’nin hiçbir lafını ‘duymazdı.’ Başkalarının laflarına gelince, onları duymayı isteyip istemediğini değerlendiriyor olmalıydı. Ve konu bu genç kızlar ve hanımefendilere gelince kadın bir sivrisinek kadar zayıf bir ses çıkarsa bile, hiç şüphesiz açıkça bunu duyabilirdi.

Sadece tembel bir aylak değildi aynı zamanda çapkındı!

“Altın ve yeşim görünümlü fakat içi çürük”* tabiri onun için söylenmiş gibiydi.

*deyim; dış görünüşü gösterişli, içerisi adi ve bozuk

Dev Uçurtma döndüğünde, civardaki komşu kasabalardaki çocukların hepsi bu vesileyle şehrin kapısında toplanırdı. Ne zaman bir kalabalık olursa orada bundan faydalanan ve iş kuran birileri olurdu. Büyük ölçekli bir pazar oluştururlardı; yerliler ona “Yan Zi Pazarı” derdi.

Shen Shiliu başkalarının ifadesini okumayı asla öğrenmemişti. Fark etse bile yine de aldırış etmezdi.

Evlatlık oğlunun ruh halinden bihaber gibi görünüyordu, gözünün gördüğü her şeye ilgi duyarak, aşırı kalabalık olan bu pazarda heyecanlı bir şekilde aylak aylak geziyordu.

Chang Geng çoktan sıkıntıyla dolmuştu; Shiliu’nun her adımını takip etmek ve kaybolmaması için sürekli gözünü üstünde tutmak zorundaydı.

Son zamanlarda dünya istikrarlı değildi, insanlar fakirdi ve pazardaki çoğu alışveriş yerli çiftçilerin ürettiği küçük şeylerdi. Lezzetli yemekler ve içecek güzel şeyler yoktu; öldüresiye sıkıcıydı.

Savaşların sebebinin insanların yaşamının zorlaşması ve halkın ödediği vergilerin her geçen yıl artması olduğu söylenirdi.

Yine de geçmişte her savaştan sonra bir süreliğine toparlanabilirlerdi.

Ancak son zamanlarda nedenini kimse bilmiyordu, insanların nefes alacak yeterli yerleri bile yok gibiydi.

Son yirmi yıl göz önünde bulundurulunca, Büyük Liang önce Kuzey Seferi’ni daha sonra Batı Seferi’ni yapmış, büyük bir ulus haline gelmiş ve komşu ülkelerin saygısını kazanıp, muazzam bir onur sürdürmüştü.

Fakat garip bir şekilde, insanlar gittikçe fakirleşiyorlardı.

Chang Geng ölümüne sıkılmıştı, şiddetli bir şekilde esneme isteğiyle pazarda dolanıp duruyordu. Sadece her şeyi merak eden saf Shiliu’nun kendisini yormasını böylece eve erken dönebilmeyi umut ediyordu. Bunun yerine Shen Hoca’nın yardımcısı olmayı tercih ederdi.

Shen Shiliu bir torba kavrulmuş tuzlu fasulye almıştı ve yürürken onları yiyordu. Kafasının arkasında gözleri varmış gibi uzandı ve tam isabetle Chang Geng’ın ağzına tuzlu fasulyeyi tepti.

Chang Geng hazırlıksız yakalandı, yanlışlıkla parmağını yaladı ve panik içinde dudağının yumuşak etini ısırdı. Acı içinde bağırdı ve öfkeyle sert bir biçimde bela getiren Shiliu’ya ters ters baktı.

“Solmuş çiçekler yeniden açabilir; ama gençlik olduğu gibi kalmaz.”

Shen Shiliu arkasına bakmadı. Bir tane fasulye aldı, kaldırdı ve güneşe doğru işaret etti. Elleri akıl almaz derecede güzel, ince ve beyaz, saflığını korumuş ailelerin gençlerine ait bir çift el gibiydi; daha çok satranç taşı kaldırmaya ya da defter taşımaya uygundu; bu siyah fasulyeyi tutmak için değildi.

Shen Shiliu feleğin çemberinden geçmiş biri edasıyla konuştu: “ Büyüdüğün zaman, insanın gençliğinin bir fasulye tanesi kadar büyük olduğunu anlayacaksın, göz açıp kapayıncaya kadar geçecek. Bir daha asla geri dönmeyecek. Ancak o zaman vakti ne kadar çok boşa harcadığını fark edeceksin.”

Chang Geng: ”………”

Shiliu gibi birinin arsızlıkla ‘vakit harcama’ hakkında nasıl konuşabildiğini anlayamıyordu gerçekten.

Tam o anda şehir kapısının yanındaki kalabalık aniden neşeye boğuldu.

Birisi yarı kör olsa bile, yine de uzaktan Dev Uçurtma’nın aşağı inişini görebilirdi.

Sayısız ateşli yüzgeç yukarıya doğrulmuştu, bir milyon beyaz duman fışkırtıyordu, buharları gökyüzünden ham pamukların dökülmesini andırıyordu.

Daha sonra genişçe yayılmış dumanların arasından yavaşça büyük bir gemi belirmişti. Geminin önünü süsleyen sekiz ejderha başı sanki gerçekmiş gibi belirdi ve ileri doğru hareket ettiğinde benzersiz bir şekilde bulutları kesebilirdi.

Shen Shiliu ilk başta korkmuştu. Sonra kafasını yana yatırdı, kulak memesindeki parlak kırmızı beni kızıllıkla parlıyor gibiydi. Kaşlarını çatıp fısıldadı: “Nasıl oldu da gemi bu yıl bu kadar hafif geldi?”

Fakat sözleri, etraflarını saran Dev Uçurtma’nın yüksek gürültülü sesi ve kalabalığın neşeli tezahüratları arasında kayboldu. Hatta tam yanında duran Chang Geng bile bunu duymamıştı.

Çocuklar erzak dağıtıldığı sırada en iyi yeri kapmak için kavga ederken küçük bambu sepetlerini tutmaya başlamışlardı.

Bir grup subay ve işçi sıraya dizilip dışarı çıktılar ve sinyal vermekten sorumlu olan askerler 3 zhang* boyundaki tong hou**’nun arkasında emir bekliyorlardı.

*antik çağlarda kullanılan ölçü birimi, yaklaşık 3.2 metre.

**anlamı ‘bakır gürleme’dir, bu evrendeki boynuz hoparlörün adı.

‘Tong hou’ büyük bir boynuz gibiydi, şehir duvarıyla yan yanaydı. Dışında yeşil pas çemberi vardı, güzel gözüküyordu ve şekli oyulmuş bir çiçeği andırıyordu.

Komutan derin bir nefes aldı, sesini yükseltti ve tang hou’nun bir ucundan konuştu; diğer uçtan çıkan ses düzinelerce kez büyüyor, durmadan yankılanıyordu.

“Uçurtma geri döndü, geçiti açın.”

İki sıra olan subay ve işçiler, duydukları emir üzerine kuledeki büyük tahta tekerleği tuttu ve hep birlikte bağırdılar. Üstsüzlerdi, kaslarını gösteriyorlardı ve güçlerinin hepsini kullanıyorlardı, yukarıdaki tahta tekerlek döndü ve şehrin altındaki büyük taşlardan yapılmış yol ikiye ayrıldı.

Sayısız kenetlenmiş gemi takımları bükülmüş bir çemberin içindeydi ve iki tarafındaki taş tuğlalar yolları ikiye bölüyordu.

Dünya yarılmıştı, derin karanlık yer altı nehri ortaya çıkmıştı, bütün Yanhui Kasabası’nın içinden geçmişti.

Komutan tong hou’dan uzun bir ses üfledi ve bu ses her tarafa yayıldı.

Uçurtma da bir gürleme ile cevap verdi. Daha sonra sayısız ateşli yüzgeç eş zamanlı güç kullandı ve her tarafta çılgınca buhar dalgalandı, karaya çıkmak için hazırdı.

 ‘Erzak dağıtımı’ nın birinci kısmı yukarıdan yağmur gibi yağdı, altındaki küçük çocuklardan oluşan grup çıldırmıştı, hepsi düşenleri tutmak için uzanıyordu.

Ne yazık ki erzak dağıtımının yolu kısaydı. Ardından Dev Uçurtma nehrin ortasına yerleşti, hareket etmeden gururla suyun yüzeyinde durdu ve kendini herkese göstermek için geldi.

Geminin gövdesi insanın kalbine korku salıyordu ve soğuk demirin zayıf ışığı tarifsiz bir öldürme niyetiyle doluydu. Geminin sinyal sesi garip bir şekilde dehşet verici ve acıklıydı; bütün Yanhui Kasabası’nda durmadan yankılanıyordu, bin yıllık dönemde savaşta düşen ruhların uyanıp ahenk içinde şarkı söylemesini andırıyordu.

Dev Uçurtma karanlık nehrin suyunu azar azar yararak şehre girdi, güvertedeki asker uzun bir işaret verdi.

“Işıkları- kapatın-“

Geminin iki ateşli yüzgeci anında söndürülmüştü: havada şişirilmiş yanık maytabın ağır ağır kaybolan kokusu vardı. Dev Uçurtma nehrin akışıyla birlikte ilerledi, ejderha şeklindeki dekorlar gövdesini sarıyordu; semboller başka bir zamandan ve çağdan gibi görünüyor, şeytani bir aura yayıyordu.

Chang Geng kalabalığın arasından Dev Uçurtma’yı inceliyordu. Dev Uçurtma’nın geri döndüğünü birçok kez gördüğünü ve gelmek istemediğini söylemesine rağmen gerçeğiyle karşılaşıp, geminin etkileyici boyutuna bakınca sersemlemişti.

Kuzey Devriye birimi bile bu kadar kudretliydi, o halde ulusal silah olan Kara Demir Kampı’nın üç büyük grubundan ne tür bir kahramanlık görürlerdi?

Yanhui Kasabası’nın uzak ve dar olan köşesiyle sınırlandırılmış bu genç, ne kadar denerse denesin bunu hayal edemiyordu.

Dev Uçurtma yanaşmıştı, çoktan sönen ateşli yüzgeçlerden gelen sıcak dalgalar insanın yüzünü aydınlatıyordu.  Chang Geng bilinçsizce yanındaki insanı tutmak için gitti ve “Dev Uçurtma geldi. Burada çok insan var; biraz geri çekilelim.” dedi.

Ancak cevap gelmedi, tuttuğu ince havadan ses gelmemişti. Chang Geng arkasına döndü ve bela çıkaran yifusunun gözden kaybolduğunu fark etti.

Dev Uçurtma’nın resmi: